Dergi Yazılarımız

Arılar Sürdürülebilirliğin Çalışkan İşçileri

Arılar, sürdürülebilirlik ve biyoçeşitliliğin korunmasında önemli bir rol oynamaktadır. Güneşin doğuşuyla çalışmaya başlayan arılar, güneş batana kadar polen toplamaya ve üretim yapmaya devam etmektedirler. Arılar her yıl hiç durmadan tonlarca kilo bal, polen, propolis ve arı sütü gibi besin kaynaklarını üretmelerinin yanında, aynı zamanda 75.000’den fazla bitkinin binlerce kez polinasyonunu (tozlaşma) yapmaktadırlar. Dünyadaki tarımsal üretimin 1/3’ü bal arılarının yaptığı tozlaşma sayesinde gerçekleşmektedir. Bu da demek oluyor ki arıların hepimizin sofrasında payı vardır!

Bir çiçeğin erkek organındaki polenin, bir başka çiçeğin dişi organına ulaşması tozlaşma olarak tanımlanmaktadır. Arılar da bu işin yapılmasında çok büyük bir paya sahiptirler. Arılar, çiçekten çiçeğe konup, polen toplamak için çabalayıp dururlarken bu polenler vücutlarına yapışır, etrafa saçılır ve sonunda her gün birçok çiçeğin tozlaşmasını sağlarlar. Ancak tozlaşmanın etkileri, sadece bitkilerin üremesiyle kalmaz, arılar gerçekleştirdikleri tozlaşmayla aynı zamanda ürünlerin verimliliğini artırarak, daha kaliteli ve sağlıklı ürünler elde etmemizi sağlamaktadırlar. Arıların sebep olduğu tozlaşma sayesinde bitkiler, çapraz döllenme gerçekleştirmektedir. Bunun sonucunda da bitkilerin genetik çeşitliliği artmakta ve daha dayanıklı, çevresel şartlara uyum sağlayabilen bitkiler yetişmektedir.

Ayrıca arılar, dağ çayır gezerken hiçbir bitkiyi tozlaşmadan mahrum bırakmamaktadırlar. Ellerinden geldiğince tüm bitkilere ulaşmaya çalışırlar, böylece dünyadaki bitki türü çeşitliliğinin devamlılığını sağlarlar. Tozlaştırdıkları bitkilerin birçoğu, diğer hayvanlara besin maddesi olarak geri döneceğinden, sadece kendi kolonilerini ve insanları doyurmakla kalmaz, ormandaki tüm canlıları beslemiş olurlar.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda, insan kaynaklı ve çeşitli çevresel faktörler nedeniyle arı ölümlerinde daha önce hiç görülmemiş bir artış yaşanmaktadır. Bu yükseliş ekosistem dengesi ve tarımsal verimlilik açısından olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.[5] Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) tahminlerine göre arıların tozlaşma yoluyla tarım sektörüne sağladıkları kar yıllık 200 milyar doların üstündedir ancak arıların yüksek ölüm oranlarında çiftçiler ve kullandıkları pestisitlerin büyük bir payı bulunmaktadır.

Tarım uygulayıcıların zararlı böcekleri öldürmek için kullandıkları aşırı dozdaki pestisitler, bu zararlı böceklerin yanında her yıl milyonlarca arının ölümüne neden olmaktadır. “Neonikotinoidler”, tarımsal alanlarda kene ve pire kontrolünde kullanılan başlıca pestisitlerdendir. Tarımsal alanlardaki böcekler üzerinde nörotoksik bir etki yaratarak felç geçirmelerini ve ölmelerini sağlamaktadır. Ancak bu pestisitin öldürücü olmayan dozları bile arılar üstünde doğurganlık oranlarını düşürmek ve bağışıklık sistemlerini zayıflatmak gibi olumsuz etkilere sahiptir. Bu alanda yapılan yüzlerce çalışma, toplu arı ölümlerinin başlıca sebeplerinden birinin neonikotinoid kullanımı olduğunu öne sürmektedir. Buna rağmen dünya çapında bu pestisitin kullanımına dair yeterince katı uygulamalar bulunmamaktadır.

Bu etkilere ek olarak, küresel ısınmadan kaynaklı erken yükselen sıcaklıklar, arıların kış uykularından 6,5 gün daha erken uyanmalarına neden olmaktadır. Polenler daha ortaya çıkmadan uykularından uyanan arılar, çalışma aşkıyla kendilerini kovandan dışarı atarlar. Çiçekler, kovanlarından erken çıkan arılara mevsimsel olarak henüz polen sunmaya hazır olmadıkları için arıların üreme ve hayatta kalma oranlarında ciddi düşüşler yaşanmaktadır.

Bu faktörlerin yanı sıra, hava kirliliği de dünya üzerindeki tüm canlılar için görünmez bir tehlikedir. Hava kirliliğinin insan sağlığına olduğu gibi arı sağlığını da olumsuz etkileri bulunmaktadır. Hava kirliliği arıların bağışıklık sistemini zayıflatmakta ve koku tespit yeteneklerinde bozukluklara sebep olmaktadır.[13] Yapılan bir araştırma, artan hava kirliliğinin çiçeklerin kokusunu değiştirerek arıların çiçekleri tespit etmesini zorlaştırdığını ve polinasyonda azalmaya neden olduğunu ortaya koymaktadır.

Belirtilen birçok sebeple birlikte, günümüzde arı nüfusunda hızlı bir düşüş yaşanmaktadır. Arıların yokluğunda bitkilerin gelişimi, çoğalma oranları ve meyve kalitelerinde de düşüşler yaşanacaktır. Devamlılığını sağladıkları pek çok besin tükenecek ve bunun sonucunda bazı otçul hayvanlar besin bulmakta zorlanacaktır, hatta kiminin soyu tükenme tehlikesi altına girecektir. Otçul hayvanların tükenmesi, etçil hayvanların yaşamını zorlaştıracak ve bu durum Dünya üstündeki tüm canlıları olumsuz etkileyecektir.

Arıların dünyanın işleyişi için ne kadar önemli olduğunun farkında olan insanlarsa, arısız bir dünya ihtimaline karşın, arılara alternatif olabilecek teknolojilerin peşine düşmüş durumdadır. Harvard Üniversitesine bağlı Wyss Enstitüsü, arıların yalnızca görünüşlerini ve görevlerini değil aynı zamanda davranışlarını da taklit eden, sadece polinasyon yapabilme kabiliyetinden ibaret olmayıp koloni ve gruplar halinde hareket edebilen, ihtiyaç duyulduğunda arama kurtarma, kimyasal sızıntı belirleme, trafik ve hava olayları gözleminde de kullanılabilecek “RoboBee” adını verdikleri robotik arılar geliştirmektedir. RoboBee’ler gövde, beyin ve kolonileşme özelliği olmak üzere 3 bileşenden oluşmaktadır. Gövdeleri 80 miligram ağırlığında olan RoboBee’ler uçmak için akım yardımıyla kasılıp gevşeyen yapay kaslardan oluşan kanatlara sahiptirler. Beyin yapısı ise arıların gözlerini ve antenlerini taklit eden, çevreyi algılayıp bitkileri ya da aradığı hedefi ayırt edebilmesini sağlayan akıllı sensörler içermektedir. RoboBee’ler kolonileşme özelliğiyle birlikte koordine bir şekilde görevlerini yerine getirebilmeyi ve gerektiğinde etkili bir iş birliğiyle, bir bütün halinde hareket edebilmeyi amaçlamaktadırlar. Henüz herhangi bir saha testinde kullanılmamış olsalar dahi laboratuvar ortamında çekilen görüntüleri oldukça umut vadedici görünmektedir.

Arılar milyarlarca canlıyı besleyen, dünyanın sürdürebilirliği ve çeşitliliğinin korunması için hiç durmadan çalışan küçük ama değerli emektarlardır. Günümüzde, insanların yaşam tarzları ve yanlış tarım uygulamaları nedeniyle yaşamları tehlike altındadır. Onlarsız bir dünyayı düşünmek çok zor olsa da bilim insanları ve mühendisler arıların yokluğunda insanların hayat standartlarını düşürmeden yaşayabilmeleri için yeni teknolojiler geliştirmek üzere ellerinden geleni yapmaktadırlar. Arısız bir dünyanın paletinde birçok renk eksik kalır ve bu renkleri elde etmek düşündüğümüzden çok daha zor olabilir.

Kaan Kılıç